Sağlıklı Yaşam

Tırnak-Yemeyi-Bir-Türlü-Bırakamayanlar-İçin-Öneriler.jpg

Tırnak Yemeyi Bir Türlü Bırakamayanlar İçin Öneriler

Her ne kadar psikolojik olduğunu düşünsek de tırnak yemenin tek nedeni psikolojik değildir. Farkındaysanız, tırnak yeme alışkanlığı olan kişiler, bunu sadece stresli ya da sinirli oldukları anlarda yapmıyor. Arkadaş arasında koyu ve eğlenceli bir sohbet sırasında da kişiler tırnaklarını yiyebiliyor. Unutulmaması gereken şu ki, bu alışkanlıktan vazgeçmek mümkün. Ama biraz çaba harcamak gerekiyor.

Tırnak yeme alışkanlığı genel olarak ergenlik çağındaki gençlerde görülüyor. Ama daha küçük yaşlarda da görmek mümkün. Eğer siz de bu alışkanlığınızdan rahatsızsanız ve gerçekten de kurtulmak istiyorsanız, kararlı olmanız ve birkaç basit yöntemi denemeniz gerekiyor. İşte size o yöntemler için öneriler.

Kendinizi Tırnak Bakımı ile Şımartın

Tırnak yeme davranışını engellemeye yönelik önerilen acı cilalar genellikle caydırıcı etki göstermekle birlikte kişinin daha güzel görünen elleri bozmak istememesi de önemli bir etkendir. Bir profesyonel tarafında yapılan tırnak bakımı, manikür ve el bakımı uygulamaları ardından en sevdiğiniz renk ojenin sürülmesi kişiyi bu davranışı bırakma yolunda teşvik edici olabilmektedir. Hem bunun için harcanan paranın çöpe gitmemesi hem de tırnakların güzel görünümünün bozulmaması için kişi kendini engellemeye çalışacak, daha kontrolcü olacaktır.

Tırnakları kısacık kesin

Tırnaklar uzamaya başladığı andan itibaren tırnak yeme alışkanlığı kendini göstermeye başlar. Bu yüzden derin denilebilecek kısalıkta kesmek de riski azaltmak anlamında yararlı olabilmektedir.

Ojeniz biraz acı olsun

Tadı acı ama zararsız bu caydırıcı ojeler aslında en çok kullanılan yöntemlerden biri. Özellikle farkında olmadan tırnak yemeye başlayacağı zamanlarda acı tat iyi bir hatırlatıcı ve aynı zamanda da önleyici haline gelmiş olacaktır.

Neden tırnaklarınızı yediğinizi belirleyin

Yazının başında daha genel bir anlatımla tırnak yeme alışkanlığı sebeplerine yer verdik. Ancak bu alışkanlığı önleme de bu sorunları çözmek de kritik bir öneme sahiptir. Ardından da bu durumu önlemek ve başa çıkmak adına bu sebeplere çözüm bulmak gereklidir. Örneğin, tırnaklarınızı yemeye hangi durumlarda başvuruyorsunuz. Sıkıldığınız zaman mı, stresli olduğunuzda mı yoksa kendinizi birilerine karşı kanıtlamaya çalıştığınız hallerde mi?

Bu durumlardan kaçmaya çalışmak elbette mümkünse yapılması gereken. Peki ya mümkün değilse? Bu durumda kendinizi oyalayacak veya sorunu kökünden halledecek çözümler bulmalısınız. Örneğin stres ve endişeyle baş etme yollarını denemelisiniz, meditasyon yapmak, bitki çayı içmek.. Diğer yandan ellerinizi oyalayacak hobiler edinebilirsiniz. El işi, oya, kumaş boyama… Seçenekleri çoğaltmak sizin elinizde. Yeter ki aklınız ve elleriniz tırnakları yeme eğilimi göstermesin.

Aşama Aşama Gidin

Kötü alışkanlıklar söz konusu olduğu zaman aniden onları bırakma kararı verip, uygulamak herkese göre değildir, çok ciddi bir irade gerektirir. Bu durumda yavaş yavaş ilerlemek daha doğru bir karar olabilir. Süreç daha uzun sürecek olsa da kalıcı olması esas önemli olandır.

Çevrenizdekiler Sizi Uyarsın

Sadece tırnak yeme için değil hemen her kötü alışkanlıktan kurtulmak için bir diğer önemli etkendir bu aslında. Etrafınızdaki kişiler size bu konuda yardımcı olabilir. Tek yapmaları gereken farkında olarak ve olmayarak kendinizi kontrol edemediğiniz o anlarda size engel olmaları veya sadece sizi uyarmaları.

Sabredin

Tırnak yeme alışkanlığına sahip olanlar içten içe tırnaklarının görünümünden rahatsız olsalar dahi etraftan gelen söylemlere karşı bir tür koruyucu zırh edinirler kendilerine. Etraflarına bunun önemsiz olduğundan, halinden memnun olduğundan bahsederler. Belki bir el mankeni değiliz ama ellerin, tırnaklarının güzel olmasından her kadın kadar memnun oluruz. Bu yüzden sabırlı olmalı gerekiyorsa başka başka yolları denemeliyiz. Bu alışkanlığı yendiğiniz andaki gurur, tırnakların güzel görüntüsü ve aldığınız iltifatlar ile sabredilen sürelerde çekilen sıkıntıya değecektir.

Daha Fazla Oku
Sema BüyükTırnak Yemeyi Bir Türlü Bırakamayanlar İçin Öneriler
Zayıflamak-İsteyenlere-Sonbahar-Besinleri.jpg

Zayıflamak İsteyenlere Sonbahar Besinleri

Diyeti zayıflamak için yapıyoruz ama ardından da sağlıklı yaşam için yine beslenmemize dikkat etmemiz gerekiyor. Hazır sonbahar ayları gelmişken ve sebzeler daha çok sofralarımızda yer alıyorken, diyete girmenin tam zamanı. Sonbahar sebzeleri ile hem hastalıklardan korunmak, hem sağlıklı beslenmek hem de zayıflamak mümkün. Sadece sebzeler de değil, meyvelerden de zayıflamak için destek alabilirsiniz.

Diyet başlangıcı genel olarak yaz aylarının başıdır. Çünkü yazın giyilecek olan bikinilerin içerisinde güzel ve fit görünmek isteriz. Kış aylarında ise nasıl olsa kat kat giyineceğiz der ve kendimizi salarız. Ama sadece kilo vermek değil bu kiloyu korumak ve sağlıklı beslenmek de bizim için önemli olmalı. Peki sonbahar ayları gelmişken hem sağlıklı beslenmeye hem de kilo vermeye ne dersiniz? İşte sizi sonbahar aylarında sağlıklı yaşamı benimsemeniz için teşvik edecek besin önerileri…

Nar :

Sürdürülebilir bir kilo verme süreci istiyorsanız, nar sizin için en önemli besinlerden biri olmalı. Çünkü bu küçük tanecikler tam bir lif deposu. Ayrıca antioksidanlar açısından da çok zengin ki bu da onu kansere karşı koruyucu önemli besinlerden biri yapmaya yetiyor. Nar gibi yüksek lifli gıdalar diyetlerin olmazsa olmazıdır. Çünkü uzun süre tok kalmaya yardımcı olurlar. Böylelikle de daha az yemenizi sağlarlar. Ayrıca kan şekerinin düzenlenmesine olumlu etki eder. Ayrıca bol miktarda içerdiği C vitamini sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden grip, soğuk algınlığı gibi mevsim hastalıklarına karşı da koruyucudur. Çok bilinmese de nar tükettiğiniz zaman yorgunluğunuz azalır, daha zinde hissedersiniz.

Armut:

Nar gibi çok zengin lif içeriği olan armut yine sonbahar-kış mevsiminin ve kilo vermek isteyenlerin vazgeçilmezidir. Ayrıca, armutun tatlı olmasına rağmen içinde bulunan lifler sayesinde kan şekerini düşürücü bir etkisi vardır. Lifler, bağırsak hareketlerini arttırıp, sindirimi düzenlemeye yardımcı olduğu için kilo vermenin kritik unsurudur.

Kızılcık:

Bizler kızılcığı şerbet veya marmelat olarak tüketmeye alışkınız aslında. İçerisinde çok fazla vitamin ve minerali bir arada bulunduran kızılcık, kilo verme sürecinde yağ yakımını hızlandırdığı için önerilen besinlerden biri. Şimdiye kadar saydığımız diğer kilo verdiren sonbahar besinleri gibi vücut sağlığı açısından pek çok faydayı da sağlamaktadır. Bunlardan dikkat çekici olanlardan biri biz kadınların sık sık karşılaştığı idrar yolu enfeksiyonları. Yıllar içerisinde yapılan bazı çalışmalar, bir miktar kızılcığın kaynatılarak suyunun tüketilmesinin idrar yolu enfeksiyonlarını tedaviye yardımcı olduğunu ortya koymuş.

Adaçayı:

Sonbahar ve kış aylarının vazgeçilmezidir. Sadece kilo vermeye çalışanlar için değil, hastalıklardan korunmak için de tüketilen bir besindir, özellikle de çay olarak. Sakinleştirici ve yatıştırıcı etkisinin yanında aslında sindirime yardımcı olması burada yer almasında önemli bir sebep. Özellikle de akşam yemeklerinin sindirimi için adaçayı tüketilmesi diyetler sırasında önerilmektedir.

Kabak:

Kilo vermek için diyet yapanların vazgeçilmezi olması gereken besinlerden bir diğeridir kabak. Çünkü düşük kaloriye sahip olmasının yanında yükske miktarda antioksidan içeriğe sahiptir. Zayıflamayı kolaylaştırmasının yanında hastalıklara karşı koruyucu olması zaten onu önemli bir besin yapıyor. Kemik sağlığını, göz sağlığını, içerdiği bol lif sayesinde kolon sağlığını koruması da diğer faydaları. Biz kadınlar için dikkat çeken bir özelliği ise, içindeki mineraller sayesinde stres kaynaklı krampları hafifletmesidir.

Balkabağı:

Sonbahar ve kış ayları geldiğinde akla ilk gelenlerden biridir, balkabağı. Lif içeriği yüksek olduğu için zayıflama diyetlerinde uzun süre tokluk hissi sağladığı için zayıflamaya yardımcıdır. Sindirim sistemi problemi yaşayan kişilerde yüksek lif içeriği sayesinde kabızlığı önler. Ayrıca çok bilinmese de cilt bakımı için de kullanılması önerilen doğal malzemelerden biridir.

Daha Fazla Oku
Sema BüyükZayıflamak İsteyenlere Sonbahar Besinleri
Kış-Geldi-Gripten-Korunalım.jpg

Kış Geldi Gripten Korunalım

Havalar bir öyle bir böyle ve şu durumda gribe yakalanmak gerçekten çok kolay. Üstelik de etrafımızda hasta olan ve mikroplarını bize bulaştırmak için hazır halde bekleyen onlarca insan var. Peki kış aylarında gripten nasıl korunacağız. Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için hangi besinleri tüketmemiz gerekiyor? İşte hem bizi gripten koruyacak hem de genel sağlığımıza yardımcı olacak besinler…

Tam hastalık havası desem eminim herkes ne kadar da klasik bir söz diyecek. Etrafımızdaki herkes hasta ve grip mikrobu bizi de yakalamak için fırsat kolluyor. Peki ne yapmalıyız da bu havalarda gripten korunmalıyız? Sizlere gripten koruyacak ve bağışıklık sisteminizi güçlendirecek besinler konusunda öneride bulunmak istiyorum. Ama öncesinde belirtmeliyim ki bu besinleri sadece kış aylarında değil, sürekli tüketin. Çünkü bu besinler sadece gripten korumakla kalmıyor aynı zamanda genel sağlık için de çok faydalı.

Kırmızı lahana:

Kırmızı lahana için tam bir sağlık deposu diyebiliriz. Başta kanser olmak üzere pek çok hastalığa karşı koruyan kırmızı lahana, beynin ve kalbin sağlıklı çalışmasına yardımcı oluyor. Özellikle kansere karşı koruyan Anthocyanin maddesinden içerisinde bolca bulunması bunda en büyük sebep elbette. Ayrıca yapılan araştırmalar, bu maddenin bolca tüketilmesi halinde C vitamininin antioksidan özelliğini ikiye katlayıcı bir etki de gösteriyor. Bu da özellikle şuan ki konumuz olan gribe karşı da onu kuvvetli bir silah haline getiriyor. Kısacası kırmızı lahana vücut direncini arttırıyor ve bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Salatalarınızdan eksik etmeyerek sağlığınız için önemli bir adım atabilirsiniz. Ayrıca kırmızı lahana turşusu yaparak her an elinizin altında bulunacak bir sağlık hazinesi haline de getirebilirsiniz.

Kemik Suyu:

Aslında son yıllarda Canan Karatay hocanın dile getirmesiyle daha çok dikkatimizi çeken besinlerden biri. Aslında büyüklerimiz faydalarını iyi bildiklerinden çok uzun yıllardır yemek yaparken kemik suyunu kullanıyorlar. Kemik suyunun faydalarına kısaca yer vermek gerekirse, kemik gelişimini desteklediği gibi kemik erimesine karşı da önleyici etkisi bulunmaktadır. Eğer kemik suyu eklem kemiklerinden elde edilmişse faydası ikiye katlanır. Bu noktada kaynatılmak için kullanılacak kemiğin seçimi de doğru yapılmalıdır.

Zencefil:

İşte, mutfağınızdan eksik etmemeniz gereken besinlerden bir diğeri. İster yemeklerinize, salatalarınıza rendeleyerek ekleyin, isterseniz de çayınızın içerisine ekleyin. Mide bulantısına iyi gelen, sindirimi kolaylaştıran, zengin antioksidan içeriği sayesinde kansere karşı koruyucu olan zencefil, grip ve soğuk algınlığı için de birebirdir. Özellikle tam bir kış çayı gibi limon ve bal ekleyerek hazırlayacağınız zencefil çayı vücut direncinizi de arttıracaktır.

Limon:

Zengin C vitamini içeriği sebebiyle yine olmazsa olmazlardan biridir. En kolay şekilde, sabahları yarım limon suyunu, aynı miktardaki suyla karıştırarak tüketebilirsiniz.

Probiyotik besinler:

Probiyotik ve prebiyotik özellikleri olan besinler yine hastalıklardan korunmak için beslenme düzeninizde mutlaka yer almalı. Çünkü bu besinler bağırsak florasını güçlendirerek mide-bağırsak enfeksiyonlarına karşı direnç oluşturulmasına yardımcı olurlar. Yoğurt, zengin laktik asit içeriğiyle mikroplara karşı koruma sağlar. Bu sebeplerden mutlaka düzenli olarak yoğurt, ayran veya kefir tüketilmelidir.

Turunçgiller:

Limon gibi içeriğinde bolca C vitamini bulunan turunçgiller de beslenme düzeninizde yer almalıdır. Eğer sigara kullanmak gibi bir alışkanlığınız varsa, grip olma riskiniz daha fazla olduğundan bolca turunçgil tüketmeniz de fayda var. Ancak burada örneğin portakalın suyunu sıkıp içmeniz değil, bizzat kendisini tüketmeniz tavsiye ediliyor, unutmayın.

Yeşil çay:

Yeşil çay, kio vermeye çalıştığınız bu uğurda diyet yaptığınız zamanlarda aklınıza geliyorsa yanılıyorsunuz. Çünkü zengin antioskidan içeriği sebebiyle başta kanser olmak üzere grip dahil pek çok hastalığa karşı koruyucudur.

Daha Fazla Oku
Sema BüyükKış Geldi Gripten Korunalım
PMS-Regl-Öncesi-Sendromu-Nedir.jpg

PMS Regl Öncesi Sendromu Nedir?

Kilo mu aldım bu ara? Saçım nasıl olmuş? Çikolata yok mu? Nasıl yok ya? Nedir bu PMS? PMS hepimizin bildiği gibi regl öncesi sendromudur. Öncelikle PMS’in açılımına bakalım. Pre, önce anlamına gelmektedir. Mestruel, regl olma durumu ve Sendrom da zaten sendrom. Bu üç kelimenin bir araya gelmesi ile bir kadınların hayatının birkaç gününü zindana çeviren o sendrom ortaya çıkıyor. Hani o birkaç gün içerisinde kanayacağınızın habercisi olan sendrom. Çikolata arayışları, tribimizi çekecek bir herif arayışları bu dönemde en had safhaya çıkıyor diyebiliriz. Erkeklerin bu durumu anlaması zor tabii. Onlar bizim kafayı yediğimizi düşünüyor olabilirler.

İşin şakası bir yana, PMS kadınların %90’ında görünen, regl döneminden 5-6 gün önce başlayan ve regl dönemine kadar devam eden sendromun adıdır. Bu dönemde kadınların hormonları ve dolayısı ile de beyni bir değişim sürecine giriyor. Bu dönemde bel, sırt, göğüs ağrısı, şişkinlik ve ne olduğunu pek anlayamadığımız garip davranışlar gelip bizi buluyor. Deliler gibi tatlı yeme, uyku ve tabii ki trip ihtiyacımız ortaya çıkıyor. Yani bir HDP’sin bir MHP’sin Bir CHP’sin düşün yani bir masaya oturamıyorsun. Bi öylesin, bi böylesin… Sevgilim şuradan tuzu uzatır mısın?  Tuzu uzatsana, zaten çok tuzlu olmuş bu ya gibi cümlelerden, beni seviyor muşuna kadar giden cümleler arasında bir geçiş sürecindesindir. Bir anda trip canavarı, bir anda anne şefkati, bir anda seks makinesi, bir yanda 3 yaşındaki bir çocuk oluyorsun ve doğal olarak da erkekler kafayı yiyor. Koskoca bilim dünyası çözememiş adam nasıl çözsün. Ama beyler bu duruma alışın çünkü biz her ay kanıyoruz. Çoğumuz için sinir bozucu bir süreç. Dikkat edelim, hazırda çikolata bulunduralım, alttan alalım, anlayış gösterelim. Ayrıca bazı ülkelerde kadınların bu dönemde ceza indirimi aldığını hatırlatmakta da yarar var. Mesele ciddi yani…

Yapılan bir araştırmaya göre kadınların en çok bu dönemde suç işlediği saptanmıştır. Amerika’da yapılan bir araştırma bu. Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre her dört kadından biri hala şiddete maruz kalıyor.

 

Daha Fazla Oku
Sema BüyükPMS Regl Öncesi Sendromu Nedir?
Sağlık-İçin-Yeşil-Yapraklı-Sebzeler-Tüketin.jpg

Sağlık İçin Yeşil Yapraklı Sebzeler Tüketin

Sağlık için yeşil yapraklı sebzelerin faydaları saymakla bitmiyor. Hem günlük beslenme hem de diyet konusunda mutlaka yeşil yapraklı sebzelerden destek almak gerekiyor. Yeşil yapraklı sebzelerin içinde gerçekten de çok güçlü vitaminler bulunuyor. Bu vitaminlerin hepsi de sağlığı yakından ilgilendiriyor. Peki yeşil yapraklı sebzeler sağlığa hangi yararları sağlıyor.

1- Genç kalmamıza yardım ederler:

Hemen herkes daha genç görünmenin sırlarını arayıp, bu uğurda pahalı bir takım tedavileri bile göze alıyor. Aslında gençliğin kaynağı bu sebzelerde… İçerdikleri K vitamini aslında tam olarak genç kalmamızı sağlayan. Günde 1 kase çiğ, herhangi bir yeşil yapraklı sebze tüketerek vücudun ihtiyaç duyduğu tüm K vitaminini sağlamış olursunuz. Kıvırcık lahana K vitamini ihtiyacınızın 6 katını, karahindiba ise 5 katını, pazı 3 katını sağlar. Bunlara göre bu sebzelerin miktarını ayarlayıp, günlük beslenme programınıza dahil edebilirsiniz.

2- Kardiyovasküler hastalık riskini düşürürler:

Eğer kilo vermek için diyet yapıyorsanız, listenizde mutlaka yer alması gereken besinlerdendir, yeşil yapraklı sebzeler. Yüksek lif içerikleri sayesinde açlığı kontrol eder, uzun süre tok kalmanıza yardımcı olarak kilo vermeyi kolaylaştırırlar. Lifler, ayrıca kolestrol, kan basıncını düşür ve karbonhidratların emilimini yavaşlatarak yemek sonrası ortaya çıkan kan şekeri dalgalanlamaların dengelenmesine yardımcı olur. Bu da kardiyovasküler hastalık ve tip 2 diyabet riskini düşürür.

3- Kanseri önler:

Yüksek seviyede içerdikleri antioksidanlar sayesinde yeşil yapraklı sebzeler en iyi kanser önleyici besinlerden biridir. Çalışmalar, haftada 2-3 kase yeşil yapraklı sebze tüketenlerin mide, meme ve cilt kanseri risk seviyelerinin düştüğünü ortaya koymuş üstelik. Aynı antioksidanların kalp hastalığı riskini düşürdükleri de kanıtlanmış ayrıca.

4- Cilt sağlığı için gerekliler:

Yeşil yapraklı sebzelerin en önemli özelliklerinden bir diğeri de çok fazla su içermeleridir. Bu da hem cildin hem de saçların ihtiyaç duydukları nemi her daim sağlayabilmeleri anlamına gelmektedir. Bizler her ne kadar cilt ve saç güzelliği için onları nemlendirecek bakımları dışarıdan da yapmaya çalışsak içeriden beslenmeleri her zaman çok daha önemlidir. Daha parlak, canlı cilt ve saçlara sahip olmak için yeşil yapraklı sebzelerin tüketilmesi gereklidir. Ayrıca akne sorunlarının çözümü için de oldukça yardımcılardır.

5- Güçlü dişler için:

Pazı, kıvırcık lahana gibi bazı yeşil yapraklı sebzeler, dişlerin sağlıklı ve güçlü kalmasını sağlayan kalsiyum açısından oldukça zengindir. Kalsiyum ayrıca, kas fonksiyonlarının ve kan basıncının dengelenmesine, yönetilmesine katkıda bulunur. Yeşil yapraklı sebzelerin içinde ayrıca potasyum bulunmaktadır. Bu, kan basıncının dengede kalmasına yardım ettiği gibi osteoporoz yani kemik erimesine karşı da koruyucudur.

6- Hafıza kaybını önlerler:

Yeşil yapraklı sebzeler, mükemmel bir folat kaynağıdır ki bu da hem hafıza kaybı riskinin hem de kardiyovasküler hastalık riskinin düşürülmesini sağlamaktadır. Ayrıca serotonin üretimine katkı da sağlayan folat sayesinde depresyon veya kötü ruh halin gibi durumların iyileşmesine katkıda bulunulabilir.

7- Vücut dokularının tamirine yardımcı olur:

Lahana, ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzelerin içinde yer alan beta-karoten, vücut dokusunun gelişmesi ve onarılması için önemlidir. Bildiğiniz gibi beta-karoten ayrıca cildi, güneşin verdiği zarara karşı korur. Beta-karoten vücutta A vitaminine dönüştürülür. Vücudun ihtiyacı olan A vitaminini sağlamak için beta-karoten zengini besinler tüketmek en iyi yoldur.

8- Katarakt ve diğer göz bozuklukları için:

Lutein ve zeaksantin, göz merceğinin ve retinanın makular bölgesinde bulunan karotenoidlerdir ki görevleri gözü katarkt gibi yaş ile birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı korumaktır. İşte bu önemli maddeler yani karotenoidler, koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunmaktadır. Bu yüzden bu sebzeler katarakt ve diğer göz bozukluklarını hafifletmeye yardımcı olmaktad

Daha Fazla Oku
Sema BüyükSağlık İçin Yeşil Yapraklı Sebzeler Tüketin
5-Pratik-Yolla-Beyaz-ve-Sağlıklı-Dişlere-Kavuşun.jpg

5 Pratik Yolla Beyaz ve Sağlıklı Dişlere Kavuşun

Herkesin hayalinde bembeyaz ve pırıl pırıl dişlere sahip olmak vardır. Peki rahatça gülümsemenizi sağlayacak bembeyaz dişlere nasıl kavuşursunuz? Dişlerinizin daha beyaz ve daha sağlıklı görünmesi için neler yapmanız gerekir? Diş temizliğinde hangi adımları uygularsanız, daha sağlıklı ve daha beyaz dişlere sahip olursunuz? İşte 5 Pratik Yolla Beyaz ve Sağlıklı Dişlere kavuşmanın yolları…

Rutinlerinize Uyun

Hayatta en önemli şey sanırım sizin için iyi olan ne varsa alışkanlık haline getirmek. Spor yapmak, sağlıklı beslenmek gibi aslında kişinin kendisine bakması ve temizliğine dikkat etmesi de önemli. İşte bu yüzden diş temizliği rutinlerinizi belirleyin ve ona uyun. Her sabah ve gece yatmadan önce dişlerinizi mutlaka fırçalayın! Bu alışkanlığınızı halen kazanamadıysanız bugün zaman kaybetmeden kendiniz ve diş sağlığınız için büyük karar verebilirsiniz.

Size Uyanı bulun!

Nasıl ki giydiğiniz kıyafetler tarzınızı yansımadığında kendinizi o kıyafetin içinde yabancı gibi hissediyorsunuz, aslında kişisel bakımlarınız da öyle. Diş ve diş ati yapınıza en uygun fırçayı bularak diş temizliğinizi daha verimli yapabilirsiniz.

Kendinize Zaman ayrın!

Bir şeyi yapıyor olmak kadar onu doğru sürede ve doğru şekilde yapmak da çok önemli. Özensiz bir biçimde yaptığınız hiçbir şey tam olmayacaktır. O yüzden dişlerinize ve kendinize zaman ayırın. Bu zamanı doğru fırçalama teknikleriyle yaparsanız emin olun kısa sürede farkı siz de fark edeceksiniz.

Bazı Ayrılıklar Çok Güzel!

Vedalar ve ayrılıklar hep can yakar ama aslında bazı ayrılıklar size çok iyi gelebilir  Nasıl mı? 3 ayda bir diş fırçanızla vedalaşın ve hijyen açısından önemli bu değişikliği bir alışkanlık haline getirin.

Yol Arkadaşınızı İyi Seçin!

Geldik en önemli maddeye. Diş fırçanızı seçtiniz, kendinize zaman ayırdınız, her şeyi tam yaptınız ama diş temizliğinde istediğiniz verimi halen alamıyor musunuz? O zaman doğru diş macununu kullanmıyor olabilirsiniz. Bu konudan mustarip olanlara önerim; Procter and Gamble’ın dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana olacak.

 

Daha Fazla Oku
Sema Büyük5 Pratik Yolla Beyaz ve Sağlıklı Dişlere Kavuşun
Antioksidan-Nedir-Nasıl-Alınır.jpg

Antioksidan Nedir Nasıl Alınır?

Yazımıza başlarken öncelikle oksidan hakkında bilgi verelim. Serbest radikaller olan oksidanların artış gösterdiği bazı durumlar vardır. Mesela uzun bir sporun ardından vücudunuzdaki oksidanlar yükselebilir. Ya da vücudunuzda meydana gelen enfeksiyonlar da oksidanın yükselme nedenleri arasında sayılabilir. Sigara dumanı, hava kirliliği ve daha bir çok neden oksidanların yükselmesine neden olur.

Oksidasyonun Zararları Nelerdir?

Vücudumuza aldığımız besinlerin, yanıp enerjiye dönüşmesi esnasında açığa çıkan bu oksidan özellikli toksinler, yani serbest radikaller, bağırsaklar, böbrekler, ter bezleri ve akciğerler sayesinde dışarı atılır. Dışarı atılamamış serbest radikaller, hücre zarlarına yapışır. Vücutta adeta birer yağmacı gibi davranırlar. Davetsiz misafir gibi hücrelere yapışıp buraları paslandırır. Onları yıpratıp yaşlandırır. Kimi zaman DNA’larını dahi bozar ve kanserojen özellik edinmelerine neden olur. Oksidasyon kanser riskini de tetikleyerek kanser hücrelerinin yayılmasını engelleyen bağışıklık sistemine zarar verebilir.

Oksidasyon artıkça, bağışıklık sistemi de zarar görür. Bu durum da vücut direncinin zayıflaması anlamına gelir. Okside olmuş yağlar, damar sertliği oluşturur. Neden oldukları kimyasal süreçlerle bağışıklık sistemini ve organları daha erken yaşlandırır. Oksidasyon bu anlamda, yaşlanmayla da yakın ilişkidedir. Yaşlanmanın tek sorumlusu oksidasyon değildir ancak bu sürecin en önemli parçalarından biri oksidasyondur diyebiliriz.

Vücuttaki her bir hücrenin genetik hafızası bulunur. Hücreler, neyi, ne vakit, ne tip bir periyotta yapacağını bilir. Bu yetenekler, hücrelere DNA’lardan akratılmıştır. Hücreler bölündükçe DNA’lar yeni hücrelere de kopyalanarak aktarılır. Bu kopyalama süreci esnasında hata oluşursa, birtakım sağlık sorunları oluşacaktır. Vücutta biriken oksitleyici serbest radikaller, DNA’ların kopyalanma sürecini bozup olnara zarar verebilir.

Antioksidanlar Neden Önemlidir?

Bu vücudumuz ve yaşamımız için oldukça zararlı olan toksinleri vücudumuzdan atmak için, ek antioksidanlara ihtiyaç duyarız. Doğada özellikle sebzelerde ve meyvelerde bolca bulunan kimi vitaminler, mineraller, polifenoller ve flavonoller, bu ilave antioksidan ihtiyacımızı karşılarlar. Bu meyve, sebze, bitki ve başka birtakım gıdalar, oksidan hasarını da azaltır v hücre döngü sürecini olumlu yönde etkiler.

Antiksidanlar, oksidanların yıkıcı etkilerinin azalmasını sağlar. Ayrıca, vücudun hem içeriden ve dışarıdan yenilenmesine de olanak tanırlar. Antioksidanlar, besin yoluyla vücuda alındığında, hap olarak alındıkları zamandan çok daha fazla fayda sağlarlar.

Antioksidanların Faydaları Nelerdir?

Antioksidanların başlıca özelliği bağışıklık sistemini güçlendirmeleridir.

Yaşlanma etkilerini azaltarak vücudun daha uzun süre dinç kalmaların da ayardımcı olurlar.

Bağ dokusunu güçlendirirler.

Cildin sarkmasının önüne geçerler.

Kırışıklıklarla savaşırlar. Pürüzsüz ve kırışıklık içermeyen bir cildi mümkün kılarlar.

Cildin daha elastik ve yumuşak olmasına yardım ederler.

Kalp ve damar dokularında esneklik sağladıkları için kalp sağlığını korumaya yardım ederler.

Eklemlerin daha rahat bükülmesini ve genel anlamda daha kolay hareket etmesine olanak tanırlar.

Sigara içenlerin ve alkol kullananların bir numaralı dostudurlar.

Kan dolaşımını düzenleyip daha hızlı çalışmasına yardımcı olurlar.

Varis oluşumunun önüne geçerler.

Antioksidanlarla İlgili Önemli Bilgiler

Bazı uzmanlar, antioksidan üretiminin 25 yaşından sonra yavaşladığını iddia eder. Bu yüzden, ilerleyen yaşlarda vücuda her zamankinden daha çok ilave antioksidan alınması gerekir.

Antioksidanlar bir tek sebzelerde ve meyvelerde bulunmaz. Aynı zamanda, balık yağında, sütte ve süt ürünlerinde de bulunurlar. Ayrıca, selenyum zengini balıklarda da bolca antioksidan mevcuttur.

Sebze ve meyveler pişirildiklerinde antioksidan değerlerinde azalma görülür. Bu yüzden, yiyeceklerin buharda pişirilmesi en sağlıklı ve doğru yöntem olarak kabul edilir.

Üzüm kabuğunda, içeriğinde ve üzüm çekirdeğinde aşağı yukarı 20 civarında değişik antioksidan madde vardır.

Likopen, yaşlıların fiziksel ve zihinsel sağlığının korunmasın yadım eder. Bu yüzden, yaşlıların, likopen açısından zengin meyve ve sebzeler tüketmesi, özellikle de doğal domatesler tüketmesi tavsiye edilir.

Her öğünde mutlaka antioksidan içeren yiyecekler tüketilmelidir. Günde 2500 kalori tüketen biri, 11000 milimol antioksidana ihtiyaç duyar. Günde 1800 kalori tüketen biri içinse bu miktar 8000 antioksidandır.

Daha Fazla Oku
Sema BüyükAntioksidan Nedir Nasıl Alınır?
Geceleri-Rahat-Uyumak-İçin-İçecek-Önerileri.jpeg

Geceleri Rahat Uyumak İçin İçecek Önerileri

Uykusuzluk sorunlarının bir çok çeşitli nedeni olabilir. Kimi, psikolojik nedenlerden kimi stresten kimi de diğer etkenlerden kaynaklanan uykusuzluk sorunlarının aslında çözümü var. Bazı bitkisel çay ve içecekler sayesinde uykusuzluk sorununuzu en aza indirebilirsiniz. Amacımız, sizin uykuya dalma sürecinizi hızlandırmak. Bu nedenle de sizler için gece daha rahat uyumanızı sağlayacak içecek önerileri hazırladık.

Herkesin farklı bir gece uykusu rutini var. Kimisi sıcak bir duş alır, kimisi kitap okuyarak uykuya dalmaya çalışır. Tüm bu çabaların sonucunda şanslı gruptaysanız bir kaç dakikada uykuya dalarsınız. Ancak herkes sizin kadar şanslı olamıyor. Günün yoğunluğu, yorgunluğu, ertesi gün yapılacakların stresi, planma derken sakinleşip uykuya geçiş yapmaya çalışmak bile tek başına bir stres konusu haline gelebiliyor. Hele ki bir de eken kalkmanız gerekiyorsa bu katlanıyor… Bir de tabii uykusuzluk sorunu ile baş etmeye çalışanlar var. Uykuya dalmakta zorluk çekip, yatağın içinde dönüp duruyor musunuz? Daha önce sizlerle daha iyi uyumak için, uzmanların önerilerden oluşmuş bir rehber hazırlamıştım. Şimdiyse sıra geldi uykuya hazırlanmanızı kolaylaştıracak, sizi sakinleştirecek çözüm önerilerinden birini detaylandırmaya. İşte, iyi bir gece uykusu için yatmadan bir saat önce tüketebileceğiniz içecek önerileri,

1- Gece Uykusu için Papatya Çayı:

En iyi bildiğimiz bitki çayı seçeneklerinden biridir, papatya çayı. Papatya çayı yüzyıllardır bitkisel uyku ilacı niyetinde kullanılmıştır. Yapılan çalışmalar da tüketildikten sonra hafif bir sakinleştirici ve rahatlatıcı etkisi olduğunu ortaya koymuş zaten. Tam etkisini görebilmek ve faydalarından yararlanabilmek için miktarına ve içtiğiniz zamana dikkat etmelisiniz.

2- Gece Uykusu için Kediotu Kökü Çayı:

Milat öncesine kadar dayanan bir hikayesi olan bitki çayıdır. O zamanlarda özellikle uyku bozukluklarını tedavi etmek amacıyla kullanılırmış. Ayrıca Çin ve Hint tıbbında da geniş bir yer bulmuş. Aslında halk arasında kediotu kökü çayı içmenin uykusuzluğa, yorgunluğa, kasları gevşetmeye iyi geldiğine inanılarak tüketilmeye devam edilmektedir. Bu bitki çayını özellikle melisa ve papatya çayları ile karıştırarak tüketebileceğiniz gibi içine limon ve bal ekleyerek daha lezzetli hale getirebilirsiniz.

3- Gece Uykusu için Kiraz Suyu:

Özellikle de böyle mayhoş kirazların suyu… Çünkü bu kirazların suyu vücutta melatonin seviyesinin yükselmesini sağlar. Uykuyu tetikleyen hormonu etkileyen kiraz suyu, vücut uyku saatini düzenlemeye de yardımcı olur.

4- Gece Uykusu için Süt:

Özellikle de çocukluğumuzdan beri aslında tüketmeye oldukça alışkın olduğumuz ılık süt. Belirli bir yaştan sonra pek çoğumuz bu alışkanlığımızı bırakıyoruz. Ancak akşam yatmadan 1 saat önce içeceğiniz bir bardak ılık sütün uykunuzu getireceğini fark edersiniz. Peki, süt neden uykumuzu getirir? Çünkü süt içinde triptofan bulunur. Triptofan, melatonin hormonunun salgılanmasını tetikler. Melatonin biyolojik saatimizi düzenler ve uyumamıza yardımcı olur. Uyumadan önce bir bardak ılık süt içmek bu nedenle oldukça faydalıdır.

5- Gece Uykusu için Badem Sütü:

Laktoz intoleransınız mı var veya sadece süt içmeyi sevmiyor musunuz? O zaman bir de badem sütünü deneyin derim. Badem sütü içerisinde bulunan magnezyum ve kalsiyum onu sağlıklı bir içecek yaptığı gibi gece tükettiğiniz zaman uykuda daha uzun zaman geçirmenizi sağlar. Yani gece aralıklar uyanıyorsanız ve bu sizin için rahatsız edici bir hal aldıysa (çok sık uyanmak, gün içerisinde sersemleşmenize sebep olabilir) bir de badem sütü deneyebilirsiniz.

6- Gece Uykusu için Muzlu Smoothie:

Özellikle spor sonrası kendinize güzel bir muzlu smoothie yapın. Ilık süt ile hazırlayacağınız bu smoothie içerisinde hem melatonin hormonunun salgılanmasını tetikleyen triptofan, hem de magnezyum ve potasyum olacak. Hatta eğer uyumakta çok zorlanacağınızı düşünüyorsanız daha çok triptofan içerden badem sütü de kullanabilirsiniz.

Daha Fazla Oku
Sema BüyükGeceleri Rahat Uyumak İçin İçecek Önerileri
Zayıflamak-İçin-En-Etkili-5-Çay.jpg

Zayıflamak İçin En Etkili 5 Çay

Kilo vermek ve fit vücuda sahip olmak özellikle biraz fazla kiloları olan bayanların hayalidir. Peki zayıflamak için ne yapıyor sunuz? Şok diyetler mi? Yoksa gün boyu hiçbir şey yemiyor musunuz? Bunları yapmanıza artık hiç gerek yok. Doğal bitki çayları ile zayıflamayı denemeye ne dersiniz? İşte Zayıflamak İçin En Etkili 5 Çay…

Açlık Bastıran Rooibos Çayı

Zayıflamanın temel kurallarından biri stresten uzak durmak ve dengeli beslenmektir. Genellikle Güney Afrika bölgesinde yetiştirilmekte olan ve ülkemizde de aktar merkezlerinde satılan kızıl çalı bitkisinin yapraklarından yapılan Rooibos çayı, hormonların dengelenmesini sağlayacak, açlığınızı bastıracaktır. Rooibos çayının en önemli etkilerinden biri de yağ depolanmasını engellemesidir. Bayan vücudunda kilolara sebep olan en temel etkenlerin başında yağ depolaması gelirken Rooibos çayı bunu engellemekte, yağları vücudunuzdan uzak tutmaktadır.

Oolong Çayı ile Kolay Zayıflama

Ülkemizin en popüler zayıflama çayları arasında yer alan yeşil çay kadar etkili olan Oolong, Çin’e özgü bir çaydır. Çince’de siyah ejderha karşılığı bulan Oolong, etkisini metabolizmanın hızlı çalışmasını sağlamakta göstermektedir. Hem yerli, hem de yabancı bilim adamları ve araştırmacılar tarafından yapılan testler sonucunda 6 ay boyunca her gün düzenli olarak bir bardak Oolong çayı tüketildiğinde 5 ile 10 kilo arasında kilo verildiği tespit edilmiştir. Rakam az gibi gelse de hem sağlıklı olması, hem de kalıcı olması verilen kiloların önemini göstermekte.

Yeşil Çay’ın Etkili Zayıflatma Gücü

Ülkemizde yetiştirilen ve işlenen yeşil çay, içerisindeki bol miktarda kateşin sayesinde yağ hücrelerini yakmakta, hızlı ve sağlıklı bir şekilde kilo vermenizi sağlamakta. 6 hafta boyunca her gün düzenli olarak bir fincan yeşil çay içerek 5 kilo verebilirsiniz. Yeşil çayın en önemli faydalarından biri de metabolizmanın hızlı çalışmasını sağlamasıdır. Bu özelliği ile her sabah bir fincan yeşil çay içerek gün içerisinde metabolizmanın hızlı çalışmasını sağlayabilir, yediklerinizi daha hızlı eritebilirsiniz.

İştah Kesici Nane Çayı

Nane çayı ile sadece 1 ayda 5 kilo vermeniz mümkün. Özellikle iştah kesici özelliği ile bilinen nane çayı, gün içerisinde bol miktarda abur cubur tüketenler için önerilmekte. Daha az yemenizi ve kilo almanızı engelleyecek olan nane çayında en önemli etken düzenli tüketilmesidir. Sabah kahvaltısı ile başlayarak akşam son öğüne kadar 10 bardak nane çayı tüketerek 1 ayda tam olarak 5 kilo verebilirsiniz. Eğer gerçekten kilo vermek istiyorsanız ve biraz da sabırlı iseniz nane çayı ile zayıflamayı denemelisiniz.

Yağların Düşmanı Beyaz Çay

Diğer çaylarda olduğu gibi beyaz çayda da en önemli etki yağların yakılması, yağ depolanmasının engellenmesidir. Tüketilen gıdalar ile birlikte vücuda giren yağ oranını dengelemek için tüketilmesi gerekilen beyaz çay, aynı zamanda uzun ömürlü bir yaşantının da kapısını açmakta. Gün içerisinde sadece bir bardak beyaz çay tüketmeniz yeterli olacak iken, diğer çaylara oran ile daha pahalı olan bu çaydan bir kez alıp az az demleyerek aylarda tüketebilirsiniz. Beyaz çay ile kilo vermek yerine, kilo almamayı hedeflemeli ve düzenli beslenerek de aynı zamanda kilo verebilirsiniz.

Daha Fazla Oku
Sema BüyükZayıflamak İçin En Etkili 5 Çay
Meme-Kanseri-Hakkında-Yanlış-Bilinenler.jpg

Meme Kanseri Hakkında Yanlış Bilinenler

Meme kanseri kadınların korkulu rüyası. Meme kanserine yakalanan kadınlar, ne yazık ki bu hastalıktan kurtulmak için göğüslerini feda etmek zorunda kalabiliyor. Oldukça zorlu bir süreç olan tedavi sırasında da kadınlar psikolojik anlamda yıpranıyor ve onarılması güç hasarlarla karşı karşıya kalabiliyor. Peki meme kanseri hakkında aslında yanlış olan ama doğru sanılanlar neler?

Meme kanseri ülkemizde her 8 kadından 1’inde görülüyor. Erken tanı ve uygun tedavi planlaması ile tamamen iyileşme ve hastalıktan kurtulmak mümkün olabiliyor. Ancak meme kanseri ile ilgili halk arasında doğru bilinen yanlışlar, tanı ve tedavi sürecini olumsuz etkileyerek ölümcül tablolara neden olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Serkan Keskin, “1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı”nda meme kanseri ile ilgili bilinmesi gerekenleri sıraladı.

”AİLEMDE YOK BENDE DE OLMAZ”

Yanlış! Her kanser türünde olduğu gibi meme kanseri de genetik risk faktörleri taşımaktadır. Ancak meme kanserlerinin %85’i genetik sebepler dışında gelişmektedir. Aile hikayesinde meme kanseri olmayan kadınlarda da bu kanser türü görülebilir.

”KENDİM KONTROL ETMEM YETERLİ”

Yanlış! Kanserde erken teşhis çok önemlidir. Meme kanseri için en önemli nokta herhangi bir şikayet olmadan doktora gitmektir. Memedeki kitle, ele gelecek hale gelmeden çok önce mamografi ile saptanabilir. Hatta kanserleşme aşamasından önce bile memedeki kansere dönüşebilecek lezyonlar saptanabilir. Dolayısıyla hiç şikayet olmadan kontrole gidilmelidir.

”SIK SIK MAMOGRAFİ ÇEKTİRMEK KANSER YAPAR”

Yanlış! Mamografi kansere ya da kanserin yayılmasına neden olmaz. Aksine hastalığın yayılmasını önleyen tedavi sürecinde önemli bilgilere ulaşılmasını sağlar. Mamografi işleminde verilen ışın dozu çok düşüktür. Bir kadın 50 yıl boyunca her yıl mamografi çektirirse, meme dokusu ancak bir kez akciğer röntgeni çektirmiş kadar ışın alır. Belirli aralıklarla mamografi çektirmek sakıncalı değildir. Meme kanserine neden olmaz. Ancak gereksiz mamografi çektirmekten de kaçınılması gerekmektedir. Ayrıca genç yaşta mamografi çektirmenin sakıncası yoktur. Ancak 30 yaşın altındaki kadınlarda meme dokusunun özelliğinden dolayı mamografi ile yeterli görüntü alınamadığından, genç yaşlarda genellikle mamografi yerine ultrason tercih edilir.

“EMZİRMİŞ KADINLARDA MEME KANSERİ OLMAZ”

Yanlış! Doğum yapmak ve emzirmek, kadınları meme kanseri açısından belli bir oranda koruma altına almaktadır. Ancak doğum yapan ve emziren kadınların kanser olmayacağı anlamına gelmez.

“KADINLAR MENOPOZDAN ÖNCE MEME KANSERİNE YAKALANMIYOR”

Yanlış! Meme kanseri her yaşta ortaya çıkan bir kanser tipidir. Menopoza girmeden, doğum bile yapmadan önce erken yaşlarda ortaya çıkabilir. Günümüz şartlarında 20’li yaşlarda meme kanserine yakalanmış hastalarda da görülmektedir.

“ERKEKLER MEME KANSERİ OLMADIĞI İÇİN ÇOK ŞANSLI”

Yanlış! Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biridir. Ancak bu durum, hastalığın erkeklerde görülmeyeceği anlamına gelmez. Tüm meme kanserlerinin %1’i erkeklerde görülür.

“GÖĞSÜMDE ŞİŞLİK HİSSETTİM, KESİN MEME KANSERİYİM”

Yanlış! Kadınların birçoğunda görülen meme kistleri her zaman kansere işaret etmez. Büyüyüp ağrı yaptıklarında ya da meme kanseri yönünden kuşku uyandırdıklarında bu oluşumlar boşaltılabilir. Ayrıca memedeki kitlenin ağrıması ile kanser arasında bağlantı yoktur. Memede ele gelen her doku kitle demek değildir, her kitle de kanser anlamına gelmez.

“GÖĞSÜMDE AKINTI OLDU, GALİBA KANSERİM”

Yanlış! Her kadında memeden sıkmakla bir miktar akıntı olabilir. Bu durum kanser belirtisi değildir. Kendiliğinden olan, tek taraflı ve kanlı akıntılar tehlike habercisidir. İncelenmesi gerekir.

“BİYOPSİ YAPTIRMAK KİTLENİN KANSERLEŞMESİNE YOL AÇAR”

Yanlış! Herhangi bir kanserin tanısı biyopsi ile yapılabilmektedir. Kitlenin adının konması için en güvenli yoldur. Biyopsi kitlenin niteliğini değiştirmez. Hastalığın yayılmasına neden olmaz.

“KİTLENİN AMELİYATLA ALINMASI KANSERİ VÜCUDA YAYAR”

Yanlış! Kanser vücuda yayılacaksa, kanserli kitleden ayrılan hücreler yoluyla yayılır. Bu kitlenin alınması yayılmayı engeller. Kitlenin alınmasında geç kalınmış ise, ameliyattan önce vücuda yayılmış hücreler, kitlenin kendisi alınsa bile bir süre sonra yeni kitleler oluşturabilir. Bu durumun ameliyatla ilgisi yoktur.

“MEMEMİ KAYBEDECEĞİM”

Yanlış! Çok geç kalınmamışsa meme kanseri ameliyatlarında artık memenin tümünün alınmasına gerek yoktur. Yalnızca kanserli dokunun alınmasıyla tedavi tamamlanmaktadır. Gecikmiş olgularda memenin tamamen alınması gerekse bile, aynı seansta hastanın kendi dokularından ya da hazır protezler ile aynı seansta hastanın alınan memesi yerine konabilmektedir.

“KOLUMU ESKİSİ GİBİ KULLANAMAYACAĞIM”

Yanlış! Genellikle koltuk altı lenf bezlerinin tamamının alınmasına gerek yoktur. Çeşitli yöntemler ile ameliyat sırasında lenf bezlerinin birkaçı işaretlenip alınarak incelenir. Eğer sorun yoksa diğer lenf bezlerine dokunulmaz. Diğer lenf bezlerinin alınması gerekse bile bu durum mutlaka kolun şişmesi anlamına gelmez. Kolun şişmemesi için tedbirler alınmalıdır.

Daha Fazla Oku
Sema BüyükMeme Kanseri Hakkında Yanlış Bilinenler